Zayende Travel Agency Biz geziyoruz, haydi siz de gelin . travel . culture . overland . photograph
. seyahat . kültür . sarı otobüs . fotoğraf
Ana Sayfa Yurtiçi Geziler Yurtdışı Geziler Fotograf Egitimleri İstanbul Gezileri Zayende Atölye Fotoğraf Gezileri
.:: BALİ ve BROMO YANARDAĞI 5-14 Ocak 2018 .::    .:: DOĞU EKSPRESİ ile KARS-ANİ-ÇILDIR 24-28 Ocak 2018 .::    .:: DOĞU EKSPRESİ ile KARS 2018 27-31 Ocak 2018 .::    .:: YELDA BALER ile VENEDİK KARNAVALI 2018 8-12 Şubat 2018 .::    .:: SRI LANKA 16-24 Şubat 2018 .::    .:: GÖLCÜK ve ABANT GÖLLERİ .::    .:: BHUTAN .::    Hizmet Verdiğimiz Kuruluşlar Hizmetler Hakkımızda Bize Ulaşın
Önde Düşlerim Yürür Ardında Ben

 

Önde Düşlerim Yürür, Ardında Ben…

 

Yazı ve Fotoğraflar : Yelda Baler

 

 

 

“Yer görelidir; mutlak olan, yoldur-ya da, yürümek…”

Oruç Arıoba - Yürümek – syf 123/1

Bu cümle öylesine hayatımın ortasına düşmüştü ki, sayfa numarasını bile ezberlemiştim. Elbette ki nereye gittiğim önemliydi, ama nasıl gittiğim ve giderken yaşadığım o yol hali çok daha önemliydi benim için. Ondan beridir ki ister yakın olsun ister uzak, vardığım yerin hakkını verebilmem için yolcu olmanın da hakkını vermem gerektiğine gönülden inanıyorum.

 

Yolcu olmanın hakkını verebilmem için düşlerimin olması gerektiğini öğrendim. Ayaklarımın altında kuru yaprak hışırtısını düşlediğim sürece, üzerine basacağım suyu çekilmiş yaprakların peşinde koşacaktım. İlkbaharın müjdecisi gelincikleri sonbaharda düşlemeseydim ekim ayı sonunda Bolu’nun yaylalarında kan kırmızı gelincikleri göremeyecektim. Düşümde güneşin zayıflamış kollarını ağaçların arasından ok gibi fırlatmasaydım, Yedigöller’de ışık huzmelerine hiç ama hiç tanık olamayacaktım.

 

Bugünlerde düşlerim yine benden taşmaya başladığına göre yola çıkma zamanım da geldi demektir. Sonbaharın renk senfonisinin yaşandığı her yere gidebilirim. Düşlerim nasılsa benden önde.

 

Gölleri, göletleri, dağları, tepeleri, ovaları ve yaylalarıyla Bolu… Köylerinin güzelliğiyle sizi içine çeken, insanlarının sıcaklığıyla sarıp sarmalayan…  Toprağın, yazın sarıldığı yemyeşil örtü renk değiştirmeye başlamıştır çoktan Köroğlu Dağları’nda, Aladağlar’da. Yakında sarı, kırmızı, turuncunun şenliği de başlar. Yünler eğrilir. Güneşe yayılan tarhanalar, erişteler kurutulur. Odunlar kesilir. Derken, yayla evlerinin kapıları kapanır. Sessizlik çöker, dağa, taşa, toprağa Seben Yaylası’na, Kıbrısçık ve Aladağ yaylaları’na. Bir tek gelincikleri kalır neşe yaratan. Ben de düşümün fotoğrafını çeker, atarım arka cebime.  

 

Buz gibi pınarlar, göletler, dahası sıcak su kaynakları yer alır bu ormanlık dağlarda.  Her köyün yaylası ya dağ eteğinde ya orman dibinde kuruludur. Sık orman örtüsü ile çevrili olan bu bölgelerde yaylalar kayın, gürgen, dişbudak, kızılağaç, karaağaç, kavak, köknar ağaçlarının serinliğinde kalırlar. Ihlamur, meşe, kestane ağaçlarının kokusu yayılır etrafa. Yaz geldi mi köylerin çoğu buralara göçer. Koyun, inek güderler, ormancılıkla uğraşırlar. Bu zamanlar yaylaya çıkanlar için son günlerdir artık. Kışın entarisi giyilmeden bitirilmesi gereken işler, tadı çıkarılacak birkaç güzel gün vardır. Ev sahipleri köylerine döner, yaylalar da gezginleri ağırlamayı sürdürür. 

 

“Ben Güz’üm.

Derinim.” diyerek sonlandırır şair Salih Bolat Güz Şarkısı adlı şiirini. Güz, bitiştir, göçtür, ayrılıktır, hüzündür,  yeni bir başlangıçtır, kavuşmadır, aşk zamanıdır, renktir. Yapraklar ağaçlardan dökülürken bir güz bestesi mırıldanır. En güzel, en aheste mırıltıları düşlediğim zaman ayaklarım beni Yedigöller’e götürür. Yaprakları dökülmüş ağaçların, göllerdeki yansımaların, kuru yaprakların, şelalelerin üzerinden geçerken sonbahar, en renkli en şatafatlı elbiselerini de giymiştir. Yürüme yollarında, göl kenarlarında, tahta köprülerde yürürken ya bir sincap eşlik eder size ya da dökülen yaprakların hışırtısı da dinleyin bakalım ne söyler.

 

Sonbaharın doyasıya yaşandığı yerlerden biri de Küre Dağlarıdır. Sarıdan turuncuya, kırmızıya, kahverengiye dönen yaprakları ve en coşkun halleriyle doğayı şenlendiren ormanların arasından geçerken mutlaka içinde bulunduğum araçtan iner, yolun kenarına otururum. Gözlerimi kapar ve bu ağaç denizinin üzerinde uçururum ruhumu. Uçururum ki, Küre’de Belören Köyü’ne gitsin oradan Bartın’ın Ulus Yaylası’na çıksın, oradan İnebolu’ya sıçrasın, oradan da Sinop’a doğru yol alırken tam 32 şelalenin sıralandığı Erfelek Şelaleleri’ne gitsin. Gözünüz de gönlünüz de şenlik yaşasın isterseniz sonbahar zamanı mutlaka Erfelek Şelaleleri’ne gitmeniz gerektiğini söylemeliyim. Bütün şelaleleri tırmanmanız her zaman olası değil ve kesinlikle rehbersiz denemeye kalkmayın. Çünkü yer yer halatlarla tırmanmak zorunda kalıyorsunuz. İlk 4 şelaleyi ise rahatlıkla geçebiliyor ve ormanda yürüyüş yapabiliyorsunuz.

 

Şimdi biraz aşağılara inip Ege’nin ucuna doğru yol alalım ve Datça’ya varalım. Burada bir başka düşün içine uyanırım. Datça’nın rüzgârı uyandırırken “kalk” der bana, “kalk bugün yürüyeceksin ve sabah yüzünü Ege’nin suyuyla yıka, akşama Akdeniz’in suyunu çarparsın.” Reşadiye Yarımadası’nın her yanına patika yollar vardır. Kargıya, Hayıtbükü’ne, Domuzbükü’ne, Palamutbükü’ne, Gebekum’a uzanan yolların bir ucu bir denize kavuşurken diğeri diğer denize uzanır. Tepelerde meşe palamutlarını, bin yıllık zeytin ağaçlarını, kekikleri, adaçaylarını, keçiboynuzu ağaçlarını, üzüm bağlarını aşar, balıkçıların yanına iner sonbahar. 2500 yıllık Knidos Antik Kenti’ne ulaşır, feneri dolanır da gelir sığınır yine yamaçlara. Bize kalan yine yürümektir o yolları.

 

Buralara kadar uzanmışken düşlerimiz, biraz da Isparta’da göller bölgesine salalım, bakalım ne bulacak. Eğirdir Beyşehir yolunun çıkışındaki Kovada Milli Parkı tabelasından sapsın önce. Düşün peşinden koşan bedenim ateşten de kırmızı yaprakları görünce şükreder oralarda yürüdüğüne. Düşünün kaç kişi yürümüş ve görmüştür ki öylesine bir cümbüşü. Otururum tahta bir banka sayfalar dolusu methiyeler düzerim sonbahara, kırmızı yapraklara, söğüt ağaçlarına, kasnak meşelerine.

 

Onca yaklaşmışken Fethiye’ye uzanmadan olmaz deyip adımlarımızı oraya yöneltelim ve Kayaköy’e varalım. Antik dönem kalıntılarının yanında mübadele sonucu terk edilen Rum kentinin yıkık dökük evlerin arasında dolaşmak, dolaşırken geçmişte yaşanan onca hayatın hayalini kurmak, bu yürüyüşü anlamlı kılar. Yüzyıllar boyu Rumlar ve Türklerin birlikte yaşadığı bu bölgeden geçerek  Ölüdeniz’e kadar yürümek de bir seçenek. Toplamda 6 km lik yolun sonu dünyanın sayılı koyları arasında gösterilen Ölüdeniz’e varıyor. Bu harika kumsalda kasım ortalarına kadar denize girebilmek de sonbaharın Akdeniz’de yürüyenlere bir armağanı bence. Siz de Kayaköy’den Ölüdeniz’e yürüyerek inenlerdenseniz bir armağan da siz verin kendinize ve kiraladığınız tekneyle Kelebekler Vadisine gidin.

 

Sonbaharda yürüyüş rotalarımdan başıma taç yaptığım ise Macahel köylerinde ve yaylalarında yaptıklarımdır elbette. Türkiye’nin en kuzeydoğu ucunda, Artvin’in Gürcistan sınırındaki bu yerleşimi altı köyden ve sayısız yayladan oluşuyor. Karçal Dağları’nın eteklerindeki bu yerleşime ulaşmak zor, kabul. Ama oraya vardıktan sonra yeşili, sisi, yağmuru, güneşi, dereleri, köprüleriyle yalnızca benim başıma değil Anadolu’nun başına taç olduğunu düşünürüm. Neredeyse bütün Avrupa’nın toplam endemik bitkilerinden fazla sayıda endemik bitkiye sahip bu coğrafyanın insanı da bir o kadar değerli. Gelenekleriyle, üretimleriyle, esprileriyle ve yaşam mücadeleleriyle birer taç da onların başına diyelim ve düşlerimizi Anadolu’nun gitmediğimiz taraflarına gönderelim.

Bu yazı ve fotoğrafların bazıları, Peugeot dergisinde yayınlanmıştır. Tüm telif hakları Yelda Baler'e aittir. Sanatçının yazılı izni olmaksızın hiçbir şekilde ve internet dahil hiç bir ortamda bölümler halinde de olsa, yayınlanamaz ve kullanılamaz.

 
»» Kullanıcı Adı
»» Şifre

  Beni Hatırla
»» Şifremi Unuttum
»» Yeni Üyelik









Zayende'den Haberler

.

.

.


16.12.2017  
 
 Pt  Sa  Ça  Pe  Cu  Ct  Pa
1
2
3
4
5
          1   2   3
  4   5   6   7   8   9   10
  11   12   13   14   15   16   17
  18   19   20   21   22   23   24
  25   26   27   28   29   30   31
  Tüm Etkinlikler
©2008 - ZAYENDE Travel Agency- TURSAB A 5937 Bagdat Caddesi Feneryolu Sit. 131/103 Feneryolu / Kadiköy - Istanbul ( Feneryolu Sabit Pazari Yani Köşe Bina )
Tel: 00 90 216 348 90 87 - Faks: 00 90 418 35 00 - GSM - 00 90 533 668 04 10 / Kroki İçin Tıklayınız >>>
zayende@zayende.com
© Sitede bulunan yazi ve fotograflar, telif haklari kanununa göre yazili ve internet dahil hiç bir ortamda bölümler halinde de olsa, izinsiz yayinlanamaz ve kullanilamaz.
Zoom Ajans
havuz